• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.twitter.com/@EtkinYayinevi
    • Evrenin Sonsuzluğunda BRUNO ... hazırlanıyor
    • ...Şimdi ondan ne suç ortaklarının isimlerini isteyen vardı, ne de dava arkadaşlarını satmasını talep eden. Ondan isteneni yapsa bile kimsenin zindana atılacağı yoktu. Kimseye ihanet etmeyecekti sonuçta. Peki fikirlerine ihanet edecek miydi? Yıllarca öğrettiği ve ateşli bir şekilde savunduğu fikirlerine?
      ayağa kalktı. Kararlı ve heybetli bir duruşla, yargıçların yüzüne haykırmaya başladı: “Bana okuduğunuz bu hüküm, benden çok sizleri korkutmaktadır!”
      Uzaya giden yol ateşten geçiyordu...
    • Matematik Dehası PASCAL ... hazırlanıyor!
    • Pascal’ın babası matematikle uğraşmayı ve evinde matematikçileri toplamayı severdi. Ancak, oğlunun çalışmaları için bir plan yaptığında, oğlu Latince’yi iyice benimseyene kadar matematiği bir kenara koymaya karar verdi. Blaise’in merakını bilen babası tüm matematik çalışmalarını ondan dikkatlice saklar ve hiçbir zaman onun yanında arkadaşlarıyla matematikle ilgili konuşma yapmazdı. Çocuk matematik öğrenmek istediğini söylediğinde, babası matematiği ona gelecekte öğreteceğini vaat etmişti.
    • Çinli Bilge KONFÜÇYÜS ..Yayına hazırlanıyor...
    • Eski zamanlarda yaşamış büyük şahsiyetlerin hayatları ile ilgili bilgiler genelde az güvenilir niteliktedir. Hakikat ile gerçek, efsane ile kurgu öyle sıkı bir şekilde iç içe geçmiştir ki hakiki olguları uydurmalardan ayırabilmek için uzun bilimsel araştırmalar gerekir. Çinli düşünür ve reformcu Konfüçyüs’ün hayatı hakkındaki bilgilerle ilgili bu tarz tereddütlerle karşılaşmayız.
      ... Yalnızca Konfüçyüs’ün annesinin hamile kalması ve Konfüçyüs’ün doğumu küçük, fantastik bir uydurma içerir.
    • Alman Felsefesinin Kurucusu KANT ...hazırlanıyor!
    • ... Green’e giden Kant, onu kanepede uyurken bulurdu; kendisi de diğer kanepeye uzanıp uyurdu. Daha sonra banka müdürü Ruffman gelir, o da uzanıp horlamaya başlardı. Belirlenen saatte tüccar Motherby gelir ve üçünü uyandırırdı; o zaman tam olarak akşam saat yediye kadar süren en öğretici sohbetler başlardı. Muhataplar o kadar dakikti ki, mahalle sakinleri için saat görevi görürlerdi. Şöyle sözler sık sık söyleniyordu: “Henüz saat yedi olmadı, çünkü daha Profesör Kant, Green’den çıkmadı.”.
    • Çağının Ötesinde Bir Dahi TESLA
    • Sıradışı geniş ve açık bir alın, karakteristik, ince hatlı zarif bir burun, çökük yanaklar, yarım bir tebessümle donakalmış ince dudaklar, bakışlarıyla insanın ruhuna işleyen yorgun ve hüzünlü o harika mavi gözler... Seksen yedi yaşındaki ihtiyarın yüzünün tüm çizgilerinde, canını kurtarmak için değil, sadece insanlık yararına bir şeyler yapabilmek uğruna, en azından biraz daha zaman kazanabilmek için ölüme ısrarla direnen ifadesi kazınmıştı. (...)
    • Doğu'nun Sönmeyen Yıldızı HAYYAM
    • ...tarih, insanoğlunun faaliyet gösterdiği her alana yeteneği olan pek çok dâhiye tanıklık etmiştir.Onlar tüm insanlığın gerçek süsü, en büyük serveti ve hazinesidir. Ömer Hayyam’ın da onlardan biri olduğunu söyleyebilir miyiz? Kesinlikle evet. Hemen aklımıza ikinci bir soru geliyor: Bu yeteneklerden hangisi daha çok göze çarpar? Adını ölümsüz kılan asıl şey nedir? Acaba Hayyam'ın hangi yeteneğini ilk sıraya koyabi..
    • yeni kitap... Elektriğin Newton'u AMPERE
    • Daha çocuk yaşlarındayken babasının giyotinle öldürülmesinin sarsıntısıyla ruhsal bunalıma giren ve neredeyse bitkisel hayattan bir yılda çıkan, sonra da adını buluşlarıyla bilim tarihine yazdıran; ama sahip olduğu muhteşem zeka kadar da özel hayatında mutsuz olan bu büyük insanın acıklı yaşamöyküsü.
    • TÜRKİYE'DE BİR İLK...
      Tolstoy'un bilinmeyen eseri ilk kez Türkçe yayınlandı.
    • Rusya’da ilk kez 1886’da yayınlanan ama hem Çarlık Rusyası, hem de Sovyet Rusya’nın sansürü nedeniyle bilinmeyen bu kitap Türkiye’de ilk kez yayınlanmaktadır. “Yunan Öğretmen SOKRATES” kendi zamanını aşan, tüm zamanlar için geçerliliği olan bir eserdir. Yaşamlarının anlamını ve amacını merak edenler, bu kitapta kendileri için çok yeni, beklenmedik ve aradıkları doğru cevapları bulacaklardır. Bu kitap her yaş ve meslekteki insanın ilgisini çekecek bir kitaptır.
    • 8 Şubat 1828 yılında doğan JULES VERNE 191 yaşında...
    • Yazdıkları kadar biyografisi de sırlarla dolu olan Jules Verne, kendi geleceği hakkında bile hiçbir tahminde bulunmazken nasıl olmuştu da insanoğlunun yüz yıl sonra gerçekleştirdiği teknolojileri önceden hayal edip yazabilmişti? O, bilim ve teknolojiye yol gösteren bir peygamber miydi? Bilim ve teknolojide meydana gelecek gelişmeler sadece ona mı gözükmekteydi?
    • Modern Romanın Babası CERVANTES
    • “Hayatımda, kader çarkının zirvesine çıkmayı başarabildiğim tek bir gün bile olmadı. Ben ona tırmanmaya başlar başlamaz o durdu.”
      Hayat yolunun sonuna yaklaşırken Cervantes, bu üzücü sonucu çıkarmıştı. Bir taraftan etrafını kuşatmış hayat şartlarında fikirlerinin zaferi için, diğer taraftan da sonsuz maddi gereksinimleri olan kişisel varoluşu için sürdürdüğü ikili mücadelede yorgun düştü; ama yenilmedi.
    • Charles DICKENS 207 yaşında...
    • Romanlarında yoksulları, emekçileri, sağlıksız evleri, barakaları anlatan; kendi de çocuk yaşta işçi olarak çalışmış biri olarak özellikle çocukların yaşadığı zorlukları, çocuk emeği sömürüsünü, kimsesiz çocukları, güçlü bir anlatımla dile getiren; anlatımı yalın, süssüz, ancak gerçekçi ve etkileyici olan ve “... İçinde yaşanılan dönemi tüm pislikleriyle anlatan gerçekçi yazar” Charles DICKENS 7 Şubat'ta 207 yaşına girdi. Eserleriyle yaşayan DICKENS'in ilginç biyografisi bu kitapta.
    • Meksika Halk Kahramanı PANCHO VİLLA
      Çıktı...
    • "O günlerden daha kötüsünü hatırlamıyorum” diyecekti sonrasında Villa, “Allah, düşmanımın başına bile vermesin. En çok da yaralı ve bitap düşmüş askerlerimin can vermiş olması, benim onlara hiçbir şekilde yardım edememiş olmam beni mahvetti. Onca yıl komutam altında korkusuzca mücadele veren kardeşlerimin birbiri ardına düştüklerini ve arkalarında kanlarını bıraktıklarını gördükçe boşuna mı verdik bu kurbanları, halk bir gün büsbütün toprak ağalarına ve para babalarına karşı galip gelebilir mi
    • "BU KİTABI NEDEN YAZDIM?
    • Böyle bir sorunun cevabının daha ilk cümlesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün insan olarak, teşkilâtçı olarak, ihtilalci olarak, barışçı olarak sıfatlarından bahsetmek gerekir ki, bu büyük adamın hatırasına kalbinin en samimi köşesini ayıran Türk okuyucusuna bunları anlatmak beni biraz güç duruma düşürüyor. PARAŞKEV PARUŞEV"
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam7
Toplam Ziyaret50398
videolar

ANASAYFA


     Genetik Biliminin Babası MENDEL

   
Ürün Kodu : 978-975-6391-57-0
Üretici : ETKİN YAYINEVİ
Etiket Fiyatı : 42 TL (KDV Hariç)
Ürün Özellikleri
Genetik biliminin kurucusu ve kalıtım biliminin öncüsü; bitkiler üzerinde yapmış olduğu çalışmalar sonucunda bir türün özelliklerinin kalıtım yolu ile
        Detaylar
 
 
Detaylar

KİTAPTAN BİR ALINTI:

…O yılın Martında Viyana Üniversitesi’nin öğrencisi Aziz Augustinus Tarikatı’nın münzevi keşişi Gregor Mendel, dünyada Sitoloji ile ilgilenen ilk bilim adamlarından olan Unger’in laboratuvarında mikroskopu inceliyordu. Preparatların boyanmasını öğrenmişti.

Unger’in kürsüsünde dersler sadece preparatlarla da sınırlı değildi. Profesör mikroskobik planda olmayan meselelere de evrimin itici güçlerine de meraklıydı. Dış etkenlerin bitkilerin kararsızlığındaki rolünü araştırıyordu. (Bu arada deneylerinde toprağın bileşimindeki tuzu değiştirerek yeni bitki türleri yaratılamadığını göstermiştir.) İlkel canlılardan insana kadar, yaşamın gelişim süreçlerini tasvir etmeyi denemiş ve liberal Viyana Gazetesi “Wiener Zeitung”da, on yedi mektubunu, “Botanik Mektuplar” adıyla yayımlamıştır.

Bunun üzerine “Viyana Kilise Gazetesi”nin, “Wiener Kirchenzeitung”un editörü Sebastian Brunner, “kükreyen bir aslan gibi” Unger’e saldırdı.

Brunner, makalelerinden birinde: “Yaratan’ı, yarattıkla-rını, Tanrı’yı, üçteki birliği açık açık inkâr eden insan asla dekan seçilemez.” diye yazıyordu. Bu sadece bir meseleye dair şahsi fikir olarak değerlendirilebilirdi, ama daha sonra Peder Brunner daha da keskin bir şekilde konuşmaya başladı…

 “Eğer gazeteler günümüz materyalizmi karşısında alkış tutuyorsa, eğer gazeteler insanın orangutanlardan türediğini ilan ediyorsa, orangutanı da insanın bir alt türü olarak görüyorsa, şu halde dünyayı devasa bir hayvanat bahçesi, hükümeti ise hayvan terbiyecisi sayıyorlarsa, öte yandan üniversitenin kendisini ‘Katolik’ olarak nitelendiren profesörleri derslerini hayvanlara yönelik doktrinlerle doldurmuşlarsa ve uzun yıllar boyunca Fransız devrimi öncesinde vaaz veren masonlardan öğrendiklerini kendi görüşleriymiş gibi göstererek dünya ve tabiat üzerine genç insanlara nasihatler veriyorlarsa, bunun karşısında şaşırmayıp da ne yapalım!…”

                               ***

Kim bilir, büyük Charles Darwin de özel bir kitabın bir sayfasında okuduğu, Mendel diye hiç tanımadığı bir beyefendinin makalesine atıfta bulunurdu. Hatta belki de makaleyi yazan kişiye ulaşmaya çabalardı!..

Valinin danışmanı, konsey üyesi Klimesch Bey de daha yumuşak başlı olmaya yanaşmazsa görevden alınacağını başpapaz Mendel’e dişlerini öfkeyle sıkarak söylemeye kalkışmazdı elbette!

Başrahip Anselm Rambousek ise eski arkadaşının, öncelikli görevi rahiplik olan Peder Gregor Mendel’in özel arşivinin yakılması emrini vererek Herostratus gibi ün kazanmaya kalkışmaz, bazı şeyleri yaksa bile bunu yaparken en azından dilini tutardı.

Böylece biyografi yazarları ve biyologlar da Gregor Johann Mendel’in hayatını ve şimdi “genetik” olarak adlandırılan bilimi başlatan olağanüstü çalışmasının bugün tarafımızdan bilinmeyen pek çok ayrıntısını zahmetsizce açıklığa kavuşturabilirlerdi.

…Ama maalesef insanlık tarihi, bazı insanların sırf kendi sözlerinin ve davranışlarının tarihe geçecek olduğunu bildikleri için, birçok durumda yalan yanlış bilgiler verdiğine de tanıklık etmiştir. İşte bakın “Caulaincourt” şuracıkta dolaşıp duruyor, bir yandan da defterine bir şeyler çiziktiriyor. Ya da sıkı bir eğitimden geçmiş yaver, elinin altında duran karar sayfasını alıp mürekkebi hiçbir zaman solmasın diye yazının üstünü cila ile kaplıyor. Sonraki kuşaklar ise Caulaincourt’un anılarını, bir de bizzat majestelerinin kaleminden çıkanları okuyor ve gülüyor köftehorlar!

Ah, tarihe nasıl sadece güzel bir şekilde geçilebileceğini bir bilsek!

 

 
 
YAZAR, ÇEVİRMEN VEYA BAYİ OLARAK
BİZİMLE ÇALIŞMAK İSTER MİSİNİZ?